KASIM'DAN

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

KASIM'DAN

Mesaj  rüzgar Bir C.tesi Ara. 08, 2007 8:15 pm

Gün eksilmesin penceremden, Utansın, Başıboş, Devrim gibi şiirleri hatırlamaya çalışan ve arada bir derin derin iç çeken, “yok, nafile!” ile başka bir nameye karışmak isteyen elli numaralı odanın kıpırtısı,çıtırtısı “yine aylardan kasım” denince, yaprakların hışırtısından, rüzgarın uğultusundan yağmurla bulutun al gülüm ver gülümünden veya hepsinden daha çok doğanın güzelliğinden ya da güzel(ler)in doğasından olacak “tamam!” dedi gözleri parlamadan yüzü gülmeden önce “kasımda olanları hatırlamalıyım evvelce” .
Ve dünden, 25 Kasım'dan başladı. Şimdi söz onun:

************************************
1987 nin 25 Kasım'ını bilmem, ya da başka bir yılın. Ne olur gücenmesin bana o gün doğan. Darılmasın, kırılmasın ona “iyi ki doğdun” diyemediğim için. Ama gel gelelim 1889’un 25 Kasım'ında ileride pek çok kişinin hayranlıkla takip edeceği Reşat Nuri’nin iyi ki doğduğunu söylemek istiyorum. Onun hayranlarından biri, yine unutulmaz isimlerden Tarık Buğra’dır. Reşat Nuri’nin ismini ilk olarak “Yeşil Hece” kitabıyla daha ilkokul üçüncü sınıftayken duyar. 174 numaralı Süleyman Tarık Efendi ilkokul beşinci sınıfa Reşat Nuri’nin Damga, Çalıkuşu, Akşam Güneşi ve Dudaktan Kalbe isimli romanlarını ikişer- üçer defa okumuş olarak girer. Hatta bende büyük bir hayrete sebep olacak bir fiilin faili rolünü üstlenir o zamanlarda; Reşat Nuri’nin Dudaktan Kalbe adlı romanını tam on dört sefer okuyarak.

Acaba her okuyuşta bir yenisini daha davet edecek kadar güzel midir Reşat Nuri’nin eserleri? Ya da hangi tesir, hangi cazibe akıllar, tarihin değişik zamanlarında değişen insanlarına tiyatro, dizi yoluyla Reşat Nuri’yle karşılaşma imkanı vermiştir? Bugün dahi bu enerji televizyonlarda Yaprak Dökümü, Dudaktan Kalbe gibi isimlerle kendini tazelemektedir.


*************************************
Feride’yi Çalıkuşu ile özdeşleştiren Reşat Nuri, kendisine “Birçok romancı yazı hayatına şiir yazarak başlamışlardır. Ya siz?” diye soran gazeteciye şu cevabı verir: “Ben de öyle. Esasen bu kızamık gibidir. Hep onunla başlar.”

Reşat Nuri’nin pek çok zaman başı dumanlıdır. Yusuf Ziya Ortaç Portler’inde bir hatırasını şöyle aktarır:

“Sık sık gelir, masamın üzerine sıçrar, otururdu. Bakardım, sigarası gittikçe ufalıyor, ucundaki kül gittikçe büyüyor. Derken korktuğum olur, esmer bir toz sütunu dudağından kopar, yakasından yuvarlanarak masamın üzerine düşerdi. Titiz olduğumu bilirdi benim. Ama: “Dur Reşat, tablaya süpürelim.” demeye kalmaz, ceketinin koluyla, hem de büsbütün sıvıştırarak siler hem kendi elbisesini, hem masayı berbat ederdi…”
Çok sigara içen Reşat Nuri’ye doktoru yumuşak bir dille öğüt vermek ister: “Sigara bir taraftan iyidir, bir taraftan kötü...” doktor cümleyi tamamlayamadan Reşat Nuri: “Merak etme doktor. Ben sigarayı iyi tarafından içerim.” der. Şunu da hatırlatalım, teslim-i ruh ettiği 7 Aralık 1956’dan evvel Londra’ya akciğer kanseri teşhisinin ardından tedavi için gitmişti.

Reşat Nuri bir gece sabaha kadar kendisi gibi romancı olan Mahmut Yesari ile eğlenmişlerdi. Sabaha doğru ayılıp kendilerine geldiklerinde Mahmut Yesari mahmur gözlerle sorar:

- Yahu Reşat Nuriciğim, dün gece biz neredeydik Allah aşkına?
Reşat Nuri gözlerini oğuşturarak cevap verir:

- Vallahi bilmem Mahmutçuğum, henüz gazeteleri okumadım.
…………………….

1956 nın Aralık ayında gazeteleri okuyanlar ise kesin hatlarla bir yaşamı okudular şu cümlelerle:

-1927'de maarif müfettişi oldu.

-1939’da Çanakkale milletvekili oldu. 1946’ya kadar TBMM de idi.
-1947’de CHP’nin Ankara da yayınlanan Ulus Gazetesi’nin İstanbul kolu olan Memleket Gazetesini çıkardı.
-1950'de UNESCO Türkiye temsilciliği ve öğrenci müfettişliği görevleriyle Paris'e gitti.
-1954'te ise yaşından dolayı bu görevden ayrılmak zorunda kaldı.
-Akciğer kanseri teşhisi konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti
-Sevenlerinin omzunda……….

Ve bir yorum: oldu, oldu ama öldü.


***********************************


24 Kasım _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _


Öğretmenim, gününüz kutlu olsun! Yazmak isterdim ama tam olmadı nedense(?), belki de bir şeyler eksik!

Belki de öğretmen öğrencilerine “A-B-C” den daha fazlasını öğretebildiği zaman “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözündeki kutsallığa erişebilir.
Öğretmen ve ona ait her türlü kavram, düşünce ve sıfatın arasında bir ruh şekillendi. Bu ruhun en önemli özelliği rehber olmasındadır.

Araya duvarlar örmedikçe, kat kat setler, perdeler koymadıkça yani gururu, kibiri baş tacı etmedikçe severim öğretmenleri. İşte bu ruh “unvan kölesi” olmayarak, sıfatları kendine gölge yapmayarak erimekten-tükenmekten, yitip-gitmekten uzak kalıyor. Damar damar geleceğe taşınıyor, yüzbinler simaların kader çizgilerine işleyen sanatkar oluyor.
Ne mutlu onlara! Ne mutlu isimden –cisimden sıyrılıp ölmezler safına geçenlere!


************************************
Ve son olarak:


Edebiyata meraklı genç bir yazar, yazdıklarını Reşat Nuri’ye götürür. Müsveddeleri okuduktan sonra delikanlıya şu açıklamayı yapma ihtiyacı duyar:



“ Bilirsiniz, Tevfik Fikret , Yakup Kadri’nin ilk yazılarını okuduğu zaman uyumuş. Şimdi ben uyumadığıma göre, ya siz Yakup Kadri’den güçlü bir yazarsınız ya da ben Tevfik Fikret’ten daha dayanıklı biriyim.”


***********************************
Buraya kadar okuduysanız ya siz ya ben…

rüzgar

Mesaj Sayısı: 3
Kayıt tarihi: 08/12/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: KASIM'DAN

Mesaj  Faruk Saim Bir C.tesi Ara. 08, 2007 8:16 pm

paylaşım için teşekkürler abi. inşallah devamını bekliyoruz...

Faruk Saim
Sermuharrir
Sermuharrir

Mesaj Sayısı: 104
Kayıt tarihi: 06/12/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz